Türkiye’de Masonluk

Salt “Masonluk” teriminin Batı dillerindeki karşılıkları (İngilizce’de “Masonry”, Fransızca’da “Maçonnérie”, Almanca’da “Maurerei”) günümüzde “duvarcılık” ya da “duvar işçiliği” anlamına gelir. Çağlar boyunca süregelmiş “geleneksel yapıcılık mesleği ve sanatı”nı nitelemek üzere de kullanılır.

Türkçe’de mesleği genelde yapıcılık (özelde duvarcılık) olan kişiye “mason” denmez. Dilimizde “Masonluk” terimi, Batı dillerinde “Özgür Masonluk” anlamına gelen (İngilizce’de Freemasonry, Fransızca’da Franc-maçonnérie, Almanca’da Freimaurerei) terimlerle özdeşleştirilmiştir. Bu bağlamda bir zamanlar “Farmasonluk” ve “Franmasonluk” terimleri de kullanılmış, ama bu terimlerin kullanımı çağımızda terk edilmiştir.

Okumada kolaylık olması bakımından, Masonluğun Türkiye’deki tarihçesini dört bölümde özetleyerek anlatmayı öngördük:
1. Osmanlı Devleti Dönemi.
2. Cumhuriyet Dönemi.
3. Türkiye’de Masonluğun Bölünmesi.
4. Bölünme Sonrası.

Osmanlı Devleti Dönemi:

Osmanlı Devleti sınırları içindeki ilk mason locasının, daha 1721 yılında, İstanbul’da Fransız masonlar tarafından kurulmuş olduğu söylenir. Spekülâtif Masonluğun 1717 yılında örgütlenmiş olduğu göz önünde tutulacak olursa, bu hayli erken bir tarihtir. 1730’lu yıllardan başlayarak, 18. ve 19 yüzyıl boyunca gerek İstanbul’da, gerek Trakya’da, gerekse Anadolu’da birçok mason locası kurulmuş olduğu bilinmektedir.

1909 yılına kadar Osmanlı Devleti sınırları içinde kurularak çalışmış olan mason localardan hiçbiri ulusal (millî) bir nitelik taşımamıştır. Zaman zaman ve yer yer (özellikle İstanbul, Batı Trakya ve Makedonya’da) bu localara Türkler de üye olarak girmiştir. Bunların arasında adı bilinen pek ünlü kişiler vardır. Fakat bu locaların hepsi Batı ülkelerinde kurulu büyük localara bağlı olarak çalışmıştır.

Osmanlı padişahlarının kimisi mason localarının çalışmalarına göz yummuş, kimisi ise etkinliklerini yasaklamıştır. Bunda, Osmanlı Devleti ile Batı ülkeleri arasında o sıralardaki askeri, politik ve ekonomik ilişkilerin de belirgin etkisi olmuştur.

Osmanlı Devleti sınırları içindeki ilk büyük locanın, “Grande Loge de Turquie” adı altında olmak üzere, 1857 yılında İzmir’de kurulmuş olduğu bilinmektedir. O tarihlerde bu büyük locaya bağlı olarak çalışan altı locadan her biri çalışmalarını ayrı bir dilde yürütmekteydi. Türkçe çalışan “Orhaniye” adlı loca, varlığı çok kısa sürmüş olmasına karşın, Türk Masonluğu’n tarihindeki “ilk ulusal mason locası” olarak nitelendirilir.

2. Abdülhamit’in padişahlık döneminde, 32 yıl boyunca sürekli olarak mason locaları üzerinde ağır baskılar kurulmuştur. Bunun nedenlerinden biri de, padişahın kardeşi Sultan 5. Murat’ın da mason olmasıdır.

2. Meşrutiyet ilân edilmeden önce, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleriyle Batı Trakya’daki mason localarının üyeleri arasında yakın ilişkiler bulunduğu bilinir. 1908 yılında 2. Abdülhamit’e Meşrutiyet’in ilân edilmesini kabul ettirmiş olanlar arasında birçok mason vardır. Ancak bu yakınlıktan ötürü İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Masonluğu özdeşleştirmek doğru değildir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin etkinlikleri ile mason localarının özdeşleştirilmesi, Masonluğa çeşitli saldırılarda bulunmuş olanların işidir. Masonluğun kötülenmesi için, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kötü işler yapmış olması gerekir. Nitekim, Masonluğa saldırılarda bulunanlar, tarihte 2. Abdülhamit’in padişah olduğu dönemden övgüyle söz eder, padişahı masonların devirdiklerini belirterek, bunun da masonların “ihtilâlcilik ruhu” ile yetiştirildiklerinin kanıtlarından biri olduğunu savunur.

Türk Masonluğu’unun tarihi somut olarak 1909 yılında başlar. Özellikle bundan sonra Türk Masonluğu’nun tarihi belgelenmiştir.

Daha 1861 yılında Osmanlı Devleti’nde Masonluğun yüksek derecelerinde çalışma yapan Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin Süprem Konseyi kurulmuş, fakat düzenli bir çalışma sağlayamamıştı. 1909 yılında ise bu mason örgütü doğrudan Türk masonlar tarafından Şûrayı Âliyi Osmanî adını taşımak üzere canlandırıldı. Bundan pek kısa bir süre sonra da, gene Türk masonların kurmuş oldukları yedi ulusal loca bir araya gelerek Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî adı altında ilk Türk mason obediyansını oluşturdu.

Ulusal nitelikli Türk Masonluğu, örgütlendikten sonraki ilk 15 yıl içinde hızlı bir gelişme gösteremedi. Önce Balkan Savaşı, sonra Birinci Dünya Savaşı, ardından Kurtuluş Savaşı Meşrutiyet’in ilânından hemen sonraki yıllarda görülmüş olan ilk gelişim hızını ağırlaştırdı. Ancak bu arada Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî, Avrupa’da kurulmuş olan Uluslararası Masonluk Birliği’ne katıldı.

Cumhuriyet Dönemi:

Cumhuriyetin ilânından hemen sonra Türkiye’deki mason örgütlerinin adları değiştirildi. Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî “Türkiye Büyük Maşrıkı”, Şûrayı Âliyi Osmanî de “Türkiye Yüksek Şûrası” oldu. Bundan sonra, Türkiye’de henüz yabancı mason örgütlerine bağlı olarak etkinliklerini sürdürmekte olan localar birer ikişer kapanmaya başladı.

Cumhuriyetin ilânından bir süre sonra yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu uyarınca, gerek Türkiye Büyük Maşrıkı gerekse Türkiye Yüksek Şûrası birer resmî dernek olarak örgütlendi. 1927 yılında Türkiye Büyük Maşrıkı resmî olarak “Tekâmül-ü Fikrî Cemiyeti” adını aldı. 1929 yılında ise bu derneğin adı “Türk Yükseltme Cemiyeti” olarak değiştirildi. Türkiye Yüksek Şûrası ise 1932 yılında “Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti” adı altında kendi resmî derneğini kurdu.

Türkiye Büyük Maşrıkı’nın da üye olduğu Uluslararası Masonluk Birliği’nin sekizinci genel toplantısı 1932 yılında İstanbul’da yapıldı. Bu toplantı basında geniş ilgi topladı. Ancak bu toplantının yankıları, bir süre sonra Türkiye’de Masonluğa karşıt eylemlerin yeniden başlamasına yol açtı.

Çeşitli nedenler ve gerekçelerle Masonluğa yapılan saldırıların yanı sıra, işin içine bir de politik etkiler karıştı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ileri gelenlerinden olan üç bakan, daha önce Masonluğa girmek istemiş ve kabul edilmemişlerdi. Parti içinde Masonluğa karşı bir kampanya açtılar. Locaların kapatılması için bir yasa önergesi hazırlamaya başladılar. Bir yandan da bu konuda Atatürk’ün desteğini sağlamaya çalıştılar.

Mason örgütlerinin o tarihlerdeki ileri gelenleri, durumun hayli kritik bir boyuta varmış olması nedeniyle 1935 yılında locaların ve derneklerin kapatılmasına karar verdiler. Bu olaydan önce Atatürk’ün Masonluğa karşı hiçbir olumsuz tutumu ya da tavrı olmamıştı. Bu konuda daha önce hiçbir söz söylenmemiş, hiçbir şey yazılmamıştı. Ancak, mason locaları ve dernekleri kapanır kapanmaz, bu olayın Atatürk’ün isteği üzerine gerçekleştirilmiş olduğuna dair bir söylenti çıkarıldı.

Masonluğa bambaşka gerekçelerle birtakım saldırılarda bulunanlar, bir yandan Atatürk devrimlerine ve Atatürkçülüğe karşı çıkarlarken, diğer yandan da Atatürk’ün Masonluğa karşı olduğunu ve 1935 yılında Türkiye’deki mason localarını onun kapattırdığını dillerine dolamışlardır.

Türk masonları 13 yıl süreyle hiçbir örgütsel etkinlik göstermedi. Buna Türk Masonluğu’nda “uyku dönemi” denir. Gerçi masonlardan birçoğu özellikle İstanbul’da aralarındaki kardeşçe ilişkileri koparmamışlar, sık sık bir araya gelmekten geri kalmamışlardı. Hatta 1939 yılında evlerinde loca toplantıları yapmaya bile başlamışlardı. Fakat bunlar, Türk Masonluğu’unun uyanması değil, yeniden uyanış hazırlıkları sayılır.

1948 yılında önce Türkiye Yüksek Şûrası yeniden etkinliğe geçti. Masonluğun yüksek derecelerinde çalışan birimleri yöneten bu örgüt, aslında bir büyük locaya bağlı olarak çalışması gereken locaların da kurulmasını sağlayıp kendi yönetimi altına aldı.

Masonluğun standart üç derecesinde çalışan locaların, “yüksek şûra” ya da “süprem konsey” olarak anılan yüksek dereceler otoritesinin yönetimi altında olması, Masonluğun dünya çapında benimsenmiş olan örgütlenme kuralları ve yöntemine aykırı düşüyordu. İstanbul, Ankara ve İzmir’de kurulmuş olan locaların bir araya getirilerek, yeniden bir ulusal büyük loca kurulması için yoğun çabalar harcandı.

Bu arada yüksek şûranın yönetiminde olmak üzere üç büyük kentte ayrı ayrı olmak üzere her biri “granloj” olarak anılan üç büyük loca kurulmuştu. Bunların bir araya getirilmeleri hayli zor olmakla birlikte başarıldı. 1957 yılında Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası adı altında yeni bir ulusal büyük loca oluşturuldu. Adının uzunluğu nedeniyle, çoğu zaman kısaca Türkiye Büyük Locası olarak da anıldı. Buna paralel olarak yasalar uyarınca kurulan resmî derneğe de, önceden olduğu gibi Türk Yükseltme Cemiyeti adı verildi.

Bundan böyle, Masonluğun yüksek derecelerindeki çalışmaları düzenlemeyi sürdüren Türkiye Yüksek Şûrası da Türkiye Süprem Konseyi adını aldı. Yasal olarak yeniden kurulan derneğine de Türkiye Mason Derneği dendi.

1960’lı yıllarda artık Türk Masonluğu’nun artık hızla gelişmesi bekleniyordu. O tarihe kadar Türkiye’de Masonluk hep dıştan gelen birtakım etkiler sonucunda yıpranmıştı. Bu kez ise, kendi içinde yeni bir olay patlak verdi.

Türkiye’de Masonluğun Bölünmesi

1964 yılında Adalet Partisi’nin genel başkanlığına adaylığını koyan Süleyman Demirel’i yıpratmak ve seçilmesini engellemek amacıyla “mason” olduğu ileri sürülmüştü. Demirel’in 1956 yılında Masonluğa girmiş olduğu doğruydu. Fakat sonra ilgisini yitirmiş ve locasıyla ilişkisi kesilmişti. İstek üzerine, Ankara’daki Büyük Üstat Yardımcısı Enver Necdet Egeran, Demirel’in Türk Yükseltme Derneği’nde kaydının olmadığına dair bir yazı vermişti.

Böyle bir belgenin verilmiş olması çoğu masonlarca “Türk Masonluğu’nun politikaya âlet edilmesi” olarak nitelendirildi. Bundan ötürü büyük loca genel kurulunda yoğun tartışmalar çıktı. Ertesi yıl Enver Necdet Egeran’ın bir de büyük üstatlığa seçilmesi, büyük locayı daha da karıştırdı. Öte yandan Türkiye Süprem Konseyi de bu konuya karışıp sert bir tutum ortaya koyunca, büyük loca yönetimiyle arası açıldı.

Türk Masonluğu bir buçuk yıllık bir süre boyunca masonik çalışmaları bir yana bıraktı; hep bu konuyu tartışır oldu. Sonunda kimi masonlar localarından ayrılıp kendi başlarına bağımsız 6 yeni loca kurdu. İzmir’deki localardan biri tüm üyeleriyle birlikte büyük locadan koptu. İşte bu 7 loca 1966 yılında bir araya gelerek Türkiye Büyük Mason Mahfili adı altında yeni bir büyük loca oluşturdu. Aynı adı taşıyan bir de dernek kuruldu.

Böylece Türkiye’de Masonluk ikiye bölünmüş oldu.

Türkiye Süprem Konseyi, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası ile ilişkilerini keserek, yeni kurulan Türkiye Büyük Mason Mahfili’ne kucak açtı. Türkiye Büyük Mason Mahfile’nin İstanbul’daki locaları Süprem Konsey binasında çalışmaya başladı. Bundan ötürü Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası, yüksek dereceli üyelerinin o binaya giderek Masonluğun yüksek derecelerinde yapılan çalışmalara katılmalarını yasakladı.

Derken, Türkiye Süprem Konseyi’nden ayrılan kimi yüksek dereceli masonlar Türkiye Yüksek Şûrası adı altında bir diğer örgüt oluşturdular. Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin Türkiye’deki bu ikinci yönetsel organı, T.C. Dernekler kanunu uyarınca “Türkiye Fikir ve Kültür Derneği” adını aldı.

Böylece Türkiye’de Masonluğun bölünme olgusu yüksek dereceleri de kapsar oldu.

Bölünme Sonrası

Türkiye Büyük Mason Mahfili, çalışmalarını Türk Masonluğu’nda öteden beri benimsenmiş olan Liberal Masonluk anlayışı doğrultusunda yürüttü. Pek az sayıda masonun katılımıyla kurulmuş olduğundan, ilk birkaç yılda hayli ağır bir gelişim sağlayabildi. 1970’li yıllarda üyelerinin sayısı belirgin bir artış gösterdi ve yeni locaların kurulmasına başlandı.

Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası ise, dünya çapında Masonluğun en büyük niceliksel gücünü oluşturan Anglosakson Masonluğu topluluğuna katılmaya yöneldi. Zaten bu amaçla yıllar öncesinden başlatılmış birtakım girişimler vardı; bunların başını da gene Enver Necdet Egeran çekiyordu. Nitekim, 1965 yılında Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası yukarıda sözünü etmiş olduğumuz kaynaşma içindeyken, Türk Masonluğu’unun Anglosakson Masonluğu topluluğundaki mason kuruluşları tarafından “düzenli bir büyük loca” olarak tanınabilmesi bakımından gerekli görülen ve Masonluk’ta “konsekrasyon” olarak anılan bir tören, genel kurul toplantısı sırasında bir “oldu bitti” ye getirilerek uygulanıvermişti.

Anglosakson Masonluğu topluluğunun önderi niteliğindeki İngiltere Birleşik Büyük Locası, konsekrasyon uygulamasını, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası’nın “düzenli bir büyük loca” olarak tanınması için yetersiz buldu. Büyük locanın tüzük ve ritüelleri üzerinde yer yer birtakım değişiklikler yapıldı. Bu da yetmedi. İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası’nı “düzenli bir masonik örgüt” olarak tanıyabilmesi için, kökeninde daha önce kendisinden patent almış bulunan bir locanın bulunması gerekiyordu. Bunun üzerine, 1909 yılında daha önce Mısır obediyansına bağlı iken Maşrık-ı Âzam-ı Osmanî’ye katılmış olan “Resne” adlı loca, Türk Masonluğunun kökeni olarak gösterildi. Bunun üzerine İngiltere Birleşik Büyük Locası 1970 yılında Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası’nı düzenli bir mason örgütü olarak tanıdı.

Böylece Türkiye’deki Masonluğun bölünmesi, yalnızca 1965 yılında patlak vermiş birtakım iç olaylara bağlı kalmadı. Ortaya biri Liberal Masonluk, diğeri Anglosakson Masonluğu kanadında olmak üzere iki ayrı mason büyük locası ve gene bu kanatlarda yer alan iki ayrı yüksek dereceler otoritesi çıktı.

Türkiye Süprem Konseyi Liberal Masonluğu benimseyen Türkiye Büyük Mason Mahfili ile, 1968 yılında kurulan Türkiye Yüksek Şûrası ise artık Anglosakson Masonluğu kanadında yer alan Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası ile ilişki kurmayı sürdürdü.

1973 yılında T.C. Dernekler Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle derneklerin adlarının başında yer alabilen “Türk” ya da “Türkiye” sözüne kısıtlama getirildi. Bunun üzerine Türkiye’deki tüm mason örgütlerinin adlarının başında yer alan “Türkiye” sözü kaldırıldı.

1980’li yılların sonlarında, Büyük Mason Mahfili’nin kimi üyeleri, birçok Batı ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de kadınların mason olabilmelerinin sağlanması bakımından başlatılan girişimleri desteklediler. Bu bağlamda 1989 yılında önce “Çağdaş Kardeşlik Dayanışma Derneği” adı altında bir dernek kuruldu. 1991 yılında bu derneğin üyelerinin Masonluğa girebilmeleri amacıyla bir geçici loca oluşturuldu. Masonluğa giren kadınlar dört ayrı loca kurdular. Aynı yıl bu localar bir araya geldi ve “Kadın Büyük Mason Locası” adını alan bir büyük loca oluştu. Kadın masonlar sonradan hem bu örgütün hem de derneğin adını Kadın Masonlar Büyük Locası olarak değiştirdiler.

Gene 1991 yılında Büyük Mason Mahfili Derneği, uluslararası nitelikli bir mason örgütü olan ve kısaca CLIPSAS olarak anılan kuruluşa üye olabilmek için T.C. Bakanlar Kurulu’na başvurdu. Bunun için Masonluk’taki tutumunu açıklayan bir “evrensel bildirge” yayımladı. Bakanlar Kurulu’nun izniyle bu uluslararası örgüte üye oldu.

Büyük Mason Mahfili, 1993 yılından bu yana Özgür Masonlar Büyük Locası adını kullanmaya başladı.

Günümüzde, Türkiye’de üç ayrı mason büyük locası vardır. Masonluk’taki yüksek dereceler büyük locadan ayrı bir örgüt çatısı altında yürütüldüğünden, böylece yurdumuzda şu anda beş bağımsız mason derneği bulunmaktadır.

Türkiye çapında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın 154 locası ve 10,700 kadar üyesi, Özgür Masonlar Büyük Locası’nın 36 locası ve 2,300 dolayında üyesi, Kadın Masonlar Büyük Locası’nın ise 9 locası ve 550 üyesi bulunmaktadır.

Türkiye’de Masonluğa saldırılarda bulunanlar, hep Masonluğun “kökü dışarıda beynelmilel bir örgüt” olduğunu, bu örgütün Türk halkının törelerine ve T.C. yasalarına olduğunu ileri sürmüşlerdir. Türkiye’de mason localarının kapatılmasını sağlamak için her türlü karalamayı yapmışlar, yasal yaklaşımlarla baskıda bulunmuşlardır.

Oysa siz, bu sitede anlatılmış olanların sonucunda gördünüz ki:

Çeşitli ülkelerdeki mason örgütleri ortak amaç ve ülküde birleşme bakımından evrensel, kendi yurtlarındaki yönetsel kuruluşlarında ise tümüyle bağımsız ve ulusal birer kurumdurlar.

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinerek, özgür buyrultunuzla oluşturacağınız bir yargıya varabilmek bakımından, sitemizde “Masonluğun Tarihi” ile “Uluslararası Kuruluşlar” başlığı altındaki sayfaları mutlaka inceleyin.